ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2016

Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü




Laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Laiklik müslümanın da hristiyanın da musevinin de budistin de ateistin de inanma ya da inanmama özgürlüğüdür. Başka bir dinin egemen olmamasıdır. Devletin her dine eşit mesafede yaklaşmasıdır.
Bize laikliği yanlış bir şey gibi göstermeye çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü ardımıza dönüp baktığımızda ne yapmamız gerektiğini satır satır anlatan bir Gençliğe Hitabe'miz ve bunu öğütleyen ulu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk vardır.
İşte; "Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü".

#1

#1
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

#2

#2
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

#3

#3
Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.

#4

#4
Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

#5

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.

#6

#6

Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir.

#7

#7

Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükumet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.

#8

#8

Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.

#9


Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatı ile ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

#10

#10

Laik hükumet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.

#11


Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

#13

#13

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

#14

#14

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.

#15

#15

Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.

#16



Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.


29 Nisan 2015

Çanakkale zaferinin 100.yılında Ankara'daki bir alışveriş merkezinde Askeri Bando tarafından düzenlenen etkinlik /// CEPA AVM


ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ


VATAN MARŞI


SAKARYA MARŞI 


HARMANDALI


ALAY MARŞI


HOŞGELİŞLER OLA 

MUSTAFA KEMAL PAŞAM...



CEPA AVM' YE VE ASKERİ BANDOYA ÇOK TEŞEKKÜRLER...
BENİ ÇOK DUYGULANDIRDILAR VE AĞLATTILAR...
KEŞKE ORADA OLUP BENDE EVDEN DEĞİL DE ORADA OLUP
 ONLARA EŞLİK EDEBİLSEYDİM...




23 Nisan 2015

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun !!!!



23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisinin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924'te '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929
da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünyada çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiyedir.

Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

Büyük önder Atatürk
’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devletinin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.




19 Mart 2015

TARİH : Almanların 19 Mart 1918 tarihinde Zeplinden çektikleri İstanbul fotoğrafları

Almanların 1'nci Dünya Harbi'nin son günlerinde Yeşilköy’den havalanan bir Alman zeplini ile İstanbul’da havadan çektikleri fotoğraflar...

Tarih 19 Mart 1918...

Bir Alman Zeplininden 1918 İstanbul'u_dgfyk

Gökyüzünden St. Stefano yani Yeşilköy                                                                                                                                          Gökyüzünden

St. Stefano yani Yeşilköy Meydanı 

Bakırköy semalarından Tarihi Yarımada Boğaz ve Anadolu Yakası

Bakırköy sahili açıklarından Tarihi Yarımada, Haliç, Boğaz ve karşıda Anadolu Yakası

Yeşilköy’den havalanan zeplin Marmara Denizi üzerinden Tarihi Yarımada ve İstanbul Boğazı girişini fotoğraflamış

Yeşilköy’den havalanan zeplin Marmara Denizi üzerinden Tarihi Yarımada ve İstanbul Boğazı girişini fotoğraflamış. Beyoğlu yakası ve kıyılar hariç yemyeşil ormanlık.

 Gökyüzünden Fatih Camii ve çevresi

Gökyüzünden Fatih Camii ve çevresi

Zamanın Seraskerat’ı yani Savunma Bakanlığı günümüzün İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi. Seraskerat arkasında ise Süleymaniye Camii görünüyor.

Zamanın Seraskerat’ı yani Savunma Bakanlığı günümüzün İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi. Seraskerat arkasında ise Süleymaniye Camii görünüyor.

Gökyüzünden Haliç ve Unkapanı Köprüsü’ne bakış

Gökyüzünden Haliç ve Unkapanı Köprüsü’ne bakış 

Haliç semalarındaki zeplin bir gemi üzerinden fotoğraflanmış

Haliç semalarındaki zeplin bir gemi üzerinden fotoğraflanmış

Gokyüzünden Haydarpaşa ve Galata Köprüsü

Gokyüzünden Haydarpaşa ve Galata Köprüsü

Tarabya Koyu

Tarabya Koyu

Ma-i Cari Tabyası bölge halkının söylemiyle Macar Tabya yani Rumeli Kavağı. Zeplinin gölgesi fotoğrafa misafir olmuş.

Ma-i Cari Tabyası bölge halkının söylemiyle Macar Tabya yani Rumeli Kavağı. Zeplinin gölgesi fotoğrafa misafir olmuş.

1918 yılında havalanan zeplinin kaç uçuş yaptığı bilgisine ulaşamadım fakat İstanbul’un yine zeplinden çekilmiş başka fotoğraflarına da rastlamak mümkün.

1918 yılında havalanan zeplinin kaç uçuş yaptığı bilgisine ulaşamadım fakat İstanbul’un yine zeplinden çekilmiş başka fotoğraflarına da rastlamak mümkün.
Tabi bu elimizde fotoğrafları olan çalışmadan yıllar önce Temmuz 1913’te başka bir zeplin daha havalanmış İstanbul semalarına… 
Bu uçuşta fotoğraf çekilmiş midir? Çekildi ise günümüze ulaşmış mıdır? Bilmiyorum.

Almanya'dan satın alınan Parseval-9 Ayastefanos'ta, 23 Temmuz 1913

Almanya’dan satın alınan Parseval-9 Zeplin Ayastefanos’ta, (Yeşilköy) 23 Temmuz 1913
Osmanlı Ordusu’nun uçma tutkusu daha eskiye dayandığının bir başka ispatı ise 1909 yılında Taksim Topçu Kışlası önünde balon ile yapılan uçuş denemeleri. Bu denemelerin fotoğraflarını çekmeyi başaranlar balon üzerinden görüntü almış olabilirler mi?

Topçu Kışlası’nın talimhanesinde yapılan bir uçuş denemesi

Taksim Topçu Kışlası’nın talimhanesinde yapılan bir uçuş denemesi 

Fotoğraf bilgisinde 1909 yılı işaret edilen bu fotoğraf muhtemelen balondan çekilmiş. 1912 öncesi kullanılan ahşap galata köprüsü görünüyor.

1909 yılında çekildiği belirtilen bu fotoğraf karesi muhtemelen balondan yakalanmış.
1912 öncesi kullanılan ahşap Galata Köprüsü görünüyor

TARİH : KOCASEYİT’İ HİÇ BÖYLE BİLMEDİNİZ

Seyit_Onbasi

ÖZEL BÜRO NOTU : SEYİT ONBAŞI GİBİLER BİR DAHA GELİR Mİ BİLİNMEZ. DÖNEM AYNI DÖNEM DEĞİL. ARTIK ESKİSİ GİBİ DÜNYA, İYİLERİN BOL BULUNDUĞU, AHLAKIN, DÜRÜSTLÜĞÜN, ERDEMLİ OLMANIN NORMAL OLDUĞU BİR YER DEĞİL MAALESEF. VATAN SEVGİSİNDEN BİHABER OLAN HERŞEYİ PARA İLE ÖLÇEN VE DEĞERLENDİREN BİR DÖNEMDEYİZ. O NEDENLE ECDADIMIZIN BU KAHRAMANLIKLARI ÇABUK UNUTULDU. UMARIZ BİZDEN SONRAKİLER ONLARA HAK ETTİKLERİ DEĞERİ VERİR VE İLELEBET YAŞATIRLAR.

KOCASEYİT’İ HİÇ BÖYLE BİLMEDİNİZ
Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.
Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.
1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.
Mavi gözlü ve ufak tefektir.
Gariban Anadolu köylüsü.
Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.
1909’da askere gider.
1912’de Balkan Savaşı’na katılır.
1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.
18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir.

(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk'tur. Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır. İlk denemesinde Ocean gemisini vurmayı başaramaz, ikinci kez tekrar bunu dener ve başarır, ancak yine vurmayı başaramaz İngiliz zırhlısını. ve son denemesinde Niğdeli Ali'nin de yardımıyla top mermisini bataryaya yerleştirir. Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar. Bazı iddialara göre, Seyit Onbaşı’nın attığı top, Fransız Bouvet zırhlısını vurmuştur. Bazı askeri tarihçiler ise Seyit Onbaşı’nın hikayesini yalanlar, düşman zırhlılarının mayına çarparak battığını anlatır.)

Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.
O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.
Seyit Ali, 1909'da gittiği askerden, 1918'de onbaşı olarak döner.
1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.
1918’de terhis olur.

SABAHA KADAR EVİNİN KAPISINI ÇALMADI
Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.
Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.
Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.
“-Sen kimsin?
-Ben Seyidim.
-Biz seni öldü biliyoruz.
-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?
-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.”
Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.”
Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.
O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.

BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR
Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü’ne der ki, “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım.”
Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı’nın hangi köyde olduğunu bilmez. “Buluruz tabii Paşam”deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit’i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere “suçum ne ki” diye sorar. “Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor.” Seyit, sevinir. Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk’ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa ‘ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın’ der. Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, “Hayır paşam" demiş, "biz görevimizi yaptık maaş için değil” der. Tek bir isteği olur Atatürk’ten, “Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem”
Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit’e dokunulmasın diye.
Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit’e pek rahat verilmez.
Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.
Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran’da bir fabrikada hamallığa başlar.
Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.
Köyündeki mezara gömülür.
Kocaseyit'in köyü, hala yoksul...
Yüze yakın torununun yaşadığı Kocaseyit Köyü (köyün adı sonradan Çamlık, 1990’da da Kocaseyit olmuştur), büyük oranda elektriksiz ve susuz.
TSK bir dönem köye de sahip çıkmış, Kocaseyit Anıtı da yaptırmış ama Ergenekon, Balyoz darbeleri sonrası onun da eli çekilmiş.
Güneydoğu’dakilerden farksız köylü topraksız, koyun keçi güdüyor, ovaya yevmiyeye gidiyor.
Aynı dedeleri Kocaseyit gibi.
Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.
En azından o yine şanslıymış, bugünküler üzerine bir de suçlanıp, hapse atılıyor, intihara zorlanıyor.

Hüseyin VODİNALI
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...